Page 33 - tırnak içinde dergi
P. 33
sövdüm de yok, taş duvar var sanki karşımda. Açsam
mı ki kapıyı? Zararsız meczubun teki olsa gerek bu
herif. Benimle bir derdi olsa zorla girmeye çalışırdı,
kapıya dokunmadı bile.
Gittim her ihtimale karşı mutfakta elime
geçen en büyük bıçağı aldım. Keşke gerçekten bir
tabancam olsaydı, daha rahat hissederdim. Kapının
arkasına geçtim. “Açıyorum kapıyı, ne söyleyeceksen
söyle, sakın ters de bir hareket yapma anam avradım
olsun kıyarım canına!” dedim. Dedim ve kapıyı
açtım yavaşça. Hâlâ karşımda duruyor. “Eee, ne
var kardeşim?” diye sordum sinirli sinirli. Benim
aksime o oldukça sakin bir şekilde, yine aynı şeyi
söyledi: “Beni içeri davet eder misiniz?” Bir haykırış
koparttım ki mahalle inledi, atladım yavşağın
üstüne, hiç karşı koymadı. Defalarca sapladım
elimdeki bıçağı; her yerine, her yerine sapladım. Kılı
kıpırdamıyordu. Kafasını yumruklamaya başladım.
Kendimden geçmiştim adeta. Bağırıyor, küfrediyor,
yumrukluyor tekmeliyor adeta herifi gebertmek için
çaba sarf ediyordum. Derken kan ter içinde uyandım.
Rüyaymış, Allah belasını versin böyle rüyanın da.
Ruhumu teslim edecektim az kalsın. Komodinin
üstündeki şişeyi aldım, kana kana su içtim. Tekrar
kafamı koydum yastığa. Saate baktım, gecenin 3’ü.
Sinirli sinirli bir tövbe çektim. Gözlerimi kapattım,
tam uyuyacaktım ki kapı çaldı. Korkak adımlarla,
yavaş yavaş gittim kapıya. Delikten dışarı baktım,
o adam. Belli ki rüyadayım yine. Umurumda bile
olmadı bu sefer, dönüp yatayım da uyuyayım dedim.
Odama girdiğimde bir baktım ki yatağa uzanmış o
adam elleri göğsünde, tavana bakıyor. Bana bakmadı
bile, öyle sanki orta yere konuştu: “Neden beni içeri
davet etmediniz?”
33

